“Göç”, “Sürgün”, “SOYKIRIM”

05 May, 2009

 

Göç kavramının, “dini, iktisadi, siyasi, sosyal ve diğer sebeplerden dolayı insan topluluklarının bir yerden bir başka yere gitmesi” olarak tanımlandığını göz önünde bulundurduğumuzda, söz konusu topluluğun isteğe bağlı olarak yer değiştirmesi anlamını doğurabileceğinden yaşanan vakayı ifade etmediği ortaya çıkmaktadır… Kitlesel olarak katliama uğramış, zorlayerinden yurdundan edilmiş bir toplumun yaşadığı olayları göç olarak adlandırmak görüldüğü gibi “abesle iştigal”dir…

 

Sürgün ise 21 Mayıs 1864 sonrasında yaşanan olayları anlatmak için doğru bir isimlendirme olsa da bütünsellik arz etmediği için “eksiktir”. Sürgün öncesi çekilen acıları dikkate almayan, sadece “21 Mayıs 1864” günüyle sembolleşmiş sürgün yıllarını temel alan bu adlandırma, görüldüğü gibi hem kendi toplumumuza hem de dünyaya, yaşanan acıların bütününü anlatacak anlamı tam olarak barındırmamaktadır.

 

Halkımızın yaşadığı hazin olayları tam anlamıyla karşılayan ve sürgün acısını da içerisinde barındıran yegâne kavram soykırımdır… Uluslararası yasalarda da insanlığa karşı suç olarak adlandırılan bu kavram dünyaya kendi yaşadıklarımızı anlatabileceğimiz en sağlıklı verileri de içerisinde barındırmaktadır… Ayrıca bize uygulanan kitlesel katliamları, toplu sürgünleri yaşayan küçük büyük bütün olayları incelediğimizde toplumumuza 145 yıl önce yaşatılanların bu uluslararası tanımlamaya nasıl da karşılık geldiği “berrak zihinler” tarafından hemen anlaşılacaktır…

 

Toplumumuza karşı soykırım suçu işleyen, kültürel, siyasi, ekonomik gelişimimizi engelleyen ve bu çabalarını (yönetimler değişse de, ara dönemler olsa da) zihinsel ve aksiyoner anlamda hiç değiştirmeden devam ettiren esas faili gözden uzak tutmak için yapılan bir tartışma daha vardır ki; hem kendi toplumunu gizli bir “aşağılama”, hem de tarihi olayları saptırma ve sulandırma maharetini içerisinde barındırmaktadır… Yaşanan olayları Osmanlı Devleti’nin gönderdiği sayılı “yefendi”ye bağlamak abesle iştigalinde ötesinde saplantılı bir ruh halini sergilemektedir…

 

Sovyet sempatizanlığı gözlerini bürümüş bir grup diaspora cengaveri tarafından Soğuk Savaş yıllarında bolca dillendirilen bu söylemin, tüm gerçeklerin gün yüzüne çıkmış olmasına rağmen hala dillendiriliyor olması şüpheyle yaklaşılması gereken bu ruh halinin göstergesidir…

 

Ayrıca yüz binlerce insanın toplu olarak yer değiştirmesine bir kaç “yefendi’nin sebep olduğunu dillendirmek toplumuzun genelinin “saf” olduğunu ve her söylenene kandığını iddia etmek değil midir? Bu söylem aynı zamanda toplumumuzu aşağılayan bir detayı da içerisinde barındırmıyor mu?

 

Sovyet Rusya döneminde Rusya tarihi boyunca gerçekleştirilen toplu sürgün ve katliamların üzerini örtmek için çeşitli şekillerde tarihi olayları saptırma girişimleri olduğu bilinmektedir… Bu tarz çalışmaların günümüzde gerek 450. yıl saçmalıklarıyla gerekse 21 Mayıs anmalarının içini boşaltma çabalarıyla hem anavatanda hem diasporada tekrar ısıtılmasının sebepleri ve olası siyasi sonuçları, toplumu ve geleceği için düşünen “samimi” Kafkasyalıların sorgulaması gereken önemli konulardır.

 

Özellikle diasporada yaşayan Kafkasyalıların üzerinde düşünmesi ve araştırması gereken konu bu gün neden burada yaşadığımızdır. Bir grup “yefendi”ye kandığı söylenen atalarının yüzünden mi, yoksa katliamlarına Kafkasya’da hala devam eden, birilerinin “büyük abisi” Rusya yüzünden mi?

 

Bu soruya tarihi belgeler, toplumsal hafızamız ve günümüzde halen görmek isteyenin gördüğü hukuksuzluklar cevabını zaten vermektedir. Toplumumuzu gerçeklerden uzaklaştırmak için konsolosluk koridorlarında hazırlanan ve bir kesim “kerameti kendinden menkul diaspora thamadesi” tarafından uygulanmaya çalışılan toplum mühendisliği örneği çalışmalar belki mide bulandırabilir ancak toplumsal hafızamızı değiştirmeye yetmeyecek, beyhude çabaların ötesine geçemeyecektir.

 

Birileri Kefken’deki mezarlıkta yatan atalarımızın kemiklerini sızlatacak “mesnetsiz” barış çağrılarını bu topluma yutturmaya çalışabilir. Ancak bizler 24 Mayıs Pazar günü tam da atalarımıza yaşatılan ve halen devam etmekte olan soykırımların bir numaralı müsebbibi olan Rusya’nın Taksim’deki konsolosluğu önünde olacağız ve senelerdir yaptığımızın aksine bu sefer ağlamayacağız, yumruğumuzu sıkıp gür bir sesle tüm dünyaya haykıracağız:

 

 “21 Mayıs Çerkes Soykırımı Günü teslimiyetin değil, direnişin günüdür!”

 

Yekuaş Kuban KURAL

05 Mayıs 2009 

İlgili yazılar

Yorum bırakın

*