Çerkesya ve Soçi Olimpiyatları

04 Mar, 2010

“Çerkesya” söylemi gerek diasporada gerekse de Kuzey Kafkasya’da artık önüne geçilemeyecek şekilde gündemde. İşgal altındaki topraklarda farklı zaman dilimlerinde çoğu zaman baskı dolayısıyla dillendirilemeyen “Çerkesya” söylemini yakın geçmişte gündeme taşıyansa Çerkes aktivist Ruslan Keshev’di. (http://www.kafkasyaforumu.org/makaleler/169-genc-aktivistler-cerkesyanin-kalbindeki-kremlinstatuekosunu-cozuyor-ozgurluk-ruzgar-yaklasiyor)

 

Çerkes kimliğinin kamusallaşma şekillerinden birisidir “Çerkesya” ve yakın gelecekte diaspora ve Kuzey Kafkasya’nın gündemini de oldukça fazla meşgul edeceğe benziyor.

 

Bu noktada geliştirilecek “Çerkesya” söyleminin diğer halklar ile ilişkisi başta Karaçay ve Balkarlar ile olmak üzere oldukça önemli. Sefer Berzeg, Kafkasya Forumu’nun organize ettiği ve Çerkes muhalif Murat Berzeg’in konuk olarak katıldığı Şamil Vakfı’ndaki söyleşisinde, Karaçaylarla yaşanan problemler gündeme gelince “yeryüzünde iki çeşit millet vardır; Aptal olanlar ve olmayanlar demişti.” Ve haklıydı da. Kafkasya özelinde gerek Çerkesler gerekse de Karaçay ve Balkar’lar arasında milliyetçi söylemi benimseyenler de yok değil. Bunun yanında kimliğini her dışa vuruşunda takınılan tavır ve geliştirilen söylemi “kimlikçilik” ve “milliyetçilik” suçlamasıyla yok saymaya çalışmak da -ki genel olarak “Ortodoks” Solun söylemidir- anlamak mümkün değil.

 

“Çerkesya” milliyetçilik sınavını, diğer Kafkasya Halklarına karşı vereceği sınavla verecektir diye düşünüyorum. Tarihinin hiçbir döneminde diğer kimlikleri yok saymayan ve bu retorik üzerinden politika üretmeyen Çerkesler bu sınavdan da yüzlerinin akıyla çıkacaklardır.

 

Öte yandan Dünya Çerkes Birliği emniyet sübabı rolünü yine gördü ve Hafitze Muhammed Medvedev’e yazmış olduğu bir mektupla, Rus Despotizmi ve Milliyetçiliği’nin gösteri arenasına dönüşecek olan Soçi 2014 Kış Olimpiyatlarında Çerkes’lerin de temsil edilmesi gerektiğini vurguladı. (http://www.ajanskafkas.com/haber,23635,dcb_soci_2014_icin_cerkes_sembolu_istiyor.htm)

 

Aslında şaşılacak bir haber değil bu. Dernek ve sivil toplum kuruluşları çoğu zaman yönetenler ile yönetilenler arasında ilişki kurar. Kamusal alan STK’lar aracılığıyla kendisini ifade olanağı bulur. Sivil Toplumun kendisini ifade olanağı ortadan kaldırılırsa –Nalçik olaylarını hatırlayalım!- hareket ya da kimlik bir noktadan sonra terörize olur ve patlar. Hareket, tehlikeli bir aşamaya ulaştığında sistem tarafından patlatılır ya da içselleştirilir.  Bu noktada Hafitze’nin hamlesini olimpiyatlara karşı oluşan ve giderek artacak olan tepkiyi önleme ve içselleştirme amaçlı düşünebiliriz. Bunun bir diğer anlamı şudur: ”Atalarımın mezarları üzerinde bütün dünya kayarken, ben neden kayamayacağım?”

 

Bununla birlikte, “No Sochi 2014” komitesinden Çerkesler “Take your games and go away, Genoside is not okey” ve “One Nation, One People” diyerek Vancouver’da tüm dünyaya soykırım ve Çerkesya gerçeğini haykırdılar. Onları haklı mücadelelerini selamlayarak izleyelim; http://www.youtube.com/watch?v=27pymdndcL4

 

Soykırım toprağında yapılması planlanan Soçi 2014 Olimpiyatlarına karşı tepki göstermez isek önümüzde atalarının mezarları üzerinde kayak yapma heveslisi Hafitze’ye olimpiyatlarda başarı dilemekten başka bir seçeneğimiz de kalmıyor. Ayrıca Devlet güdümündeki diğer bir kuruluş “İslamey” de olimpiyatlar bünyesinde figüran olmayı kabul etmiş gözüküyor. Açılacak olan sayfanın altındaki videoyu izleyelim; http://shareable.net/blog/we-are-the-champions

 

19. yüzyıldaki büyük Çerkes Sürgün ve Soykırımı, tüm Kuzey Kafkasya’nın kolonize edilmesi ve kaynaklarının merkezi bürokrasiye aktarılması, yerli halkın temsil organlarının ortadan kaldırılması ve daha dün bütün bir Çeçen Halkı’nın dörtte birinin soykırım yoluyla ortadan kaldırılması vs…

 

İnsanlığın tanık olduğu en büyük katliamlardan birisini tecrübe eden, bağımsız Son Çerkesya Meclisi’ne ev sahipliği yapan Soçi, Rusya’nın memurlarının manevra alanına döndürülemez. Döndürülmemeli! Soçi bir zamanlar kan ağladı, hala ağlıyor ve gerçek sahiplerini arıyor, bekliyor. O halde Soçi’nin gerçek sahiplerinden birisine kulak vererek bitirelim;

 

 “Yurdumun bağımsızlığı için, yaz sıcağında yanan bir taş gibi tüm yaşamımı kalbim yanarak geçirdim. Savaştan fırsat bulduğumda, bir elimde yaramdan akan kanı durdurmaya çalışırken, öbür elimde mısır pastasını bir ağacın altında halkımın en küçüğüyle paylaştım. Ömrüm attan inmeden savaşlarda geçtiği için, doğan çocuğumu bile ancak ata binecek kadar büyüyüp dizgin elinde karşıma geldiğinde tanıdım. Vücudumda otuz beş yıl boyunca düşmanın kılıç ve kurşunlarının açtığı on altı yara var. Ve uğurlarında bu zorluklara katlandığım insanlar peşime düşmüş ağlıyor, Allah rızası için bizleri bırakma diye haykırıyorlar…

 

…Bir gün atımın üstünde ve kılıcım elimde yurduma geri döneceğim… Eğer dönemeden ölecek olursam, bedenimden hiç değilse bir parçayı Anayurduma getirin ve köyümün mezarlığına gömün!..”

 Hacı Giranduk Berzeg

 

Hacı Giranduk Berzeg’i kendi evi Soçi’de görmek ümidiyle…

 

Not: Yazı kaleme alınırken Abhazya’nın kurucu Devlet Baskanı Vladislav Ardzınba’nın hayatını kaybettiğini duyduk. Başta yakınları olmak üzere, Abhaz Halkı ve Kuzey Kafkasya halklarının başı sağ olsun.

 

Mevdudi Bayçora

mevdudi@kafkasyaforumu.org

04.03.2010

İlgili yazılar

Yorum bırakın

*